Bugün

beklenmedik bir şey buldum

Yayınlanma: 23 Ocak 2026 - 21:04

 beklenmedik bir şey buldum

İki yıl boyunca eşime baktım; kanser onu yavaş ama acımasızca benden alıyordu. Hastalık acele etmiyordu — onu parça parça götürüyordu: önce gücünü, sonra sesini, ardından yataktan kalkabilme yetisini. Her gün yanındaydım. Onu kaşıkla besledim, çarşafları değiştirdim, geceleri acı ve korkuyla uyandığında elini tuttum.

Onu kırk bir yaşındayken tanıdım. Benden büyüktü; sakin, zeki, çok sessiz bir insandı. Yanında, sadece sessizce oturduğumuzda bile, her zaman bir “ev” hissi vardı. Bir yıl sonra evlendik ve onu daha önce hiç kimseyi sevmediğim kadar sevdim.

Doktorlar bunun pankreas kanserinin son evresi olduğunu söylediklerinde bana baktı ve sessizce gitmememi rica etti. Gitmedim. Onun için eller, bacaklar ve ses oldum. Bu sırada yetişkin çocukları neredeyse hiç ortalıkta yoktu. Bazen aradılar, bazen uğrayacaklarına söz verdiler ama çoğu zaman kendi hayatlarıyla meşguldüler.

Sabahın erken saatlerinde vefat etti. Elini tutuyordum ve nasıl soğuduğunu hissediyordum. O anda, onunla birlikte benim de öldüğümü hissettim.

Çocukları cenazeden sonra geldiler. Ne teselli sözleriyle ne de sarılmak için. Dosyalarla ve soğuk yüzlerle geldiler. Yıllarca yaşadığım ev bir anda dar ve yabancı hale geldi.

 

Sanki havadan sudan konuşuyorlarmış gibi sakin bir şekilde konuştular. Ev, hesaplar, belgeler — her şey onların üzerindeydi. Onun benim eşim değil, onların babası olduğunu tekrar edip durdular. “Eş” kelimesi sanki hiç var olmamış gibi kulağa geliyordu.

Bir hafta sonra iki valizle sokakta duruyordum. İçlerinde kıyafetlerim, eski fotoğraflar ve elimden alınan hayatım vardı. Artık mücadele edecek gücüm kalmadığı için sessizce gittim.

Birkaç gün geçti. Neredeyse hiç yemek yemedim ve kötü uyudum. Derken aniden telefona bir mesaj geldi. Kısa, tuhaf ve tamamen beklenmedik.

Mesajda bankanın adresi, kasa numarası ve kod vardı. Kod, doğum tarihimdi. Sonunda bunun benim için olduğu ve eşimin bunu daha sonra bulmamı istediği yazıyordu.

Mesajı defalarca okudum, titriyordum ve bu gizemli kasada neyin saklı olduğunu anlamaya çalışıyordum  

Kasada küçük bir kutu vardı. Titreyen ellerle açtım ve bunun sıradan eşyalar olmadığını hemen anladım. İçinde özenle yerleştirilmiş altın takılar vardı — yüzükler, zincirler, bilezikler, küpeler. Hepsi farklıydı; sanki geleceği düşünerek yıl yıl biriktirilmiş gibiydi.

Üstünde bir not vardı. El yazısını hemen tanıdım; her zaman yavaş ve düzgün yazardı. 

Notta bu takılardan kimsenin haberdar olmadığı yazıyordu. Ne çocukların, ne arkadaşların ne de başka birinin. Yıllar boyunca onları azar azar almış, biriktirmiş ve bir gün hepsini çocuklara sermaye, dayanak, hayata bir başlangıç olarak vermeyi düşünmüştü.

Ama sonra kelimeler ağırlaştı. Çocukların buna layık olmadığını anladığını yazıyordu. Bunu vermeye kıyamadığı için değil, onların ilgi, sadakat ve minnettarlığın ne olduğunu bilmedikleri için.

Gerçek değerin altın değil, bir insanın yanında zayıf ve savunmasız biri varken nasıl davrandığı olduğunu yazıyordu.

Benden geçmişe tutunmamamı ve acıyla yaşamamamı istiyordu. Onu unutmamı istiyordu — acımasızlıktan değil, kendim için. Yeni bir hayatı, sıcaklığı, huzuru ve mutluluğu hak ettiğimi, bunların mutlaka geleceğini yazıyordu.

Bankanın ortasında duruyordum, notu göğsüme bastırmıştım ve gözyaşlarımı tutamıyordum.

2 / 2