Irmak, iki elinde valizlerle, tapusu kendisine ait olan evinin kapısında öylece kalakalmıştı. Kapıyı, üzerinde pembe, yumuşak bir bornoz olan Tülay Hanım açmıştı; bu bornoz, Irmak’ın geçen bahar ona hediye aldığı bornozun aynısıydı. Kayınvalidesi, gelinine sanki kapısına dayanmış bir dilenciymiş gibi küçümseyerek bakıyordu.
— Ne? — Irmak duyduklarına inanamadı, kulakları uğuldadı.
— Sana burada yer yok dedim, — diye sertçe tekrarladı Tülay Hanım. — Her şeyi ben ayarladım, misafirleri çağırdım. Ali de durumu kabul etti. Hadi, annenin evine git.
İçeriden kahkahalar ve kadeh sesleri yükseliyordu. O sırada salondan, elinde bir kadehle Ali’nin kız kardeşi Pelin çıktı. Üzerinde Irmak’ın en sevdiği bej elbisesi vardı.
— Ay Tülay Sultan, hâlâ bununla mı laf dalaşına giriyorsun? — dedi Pelin, umursamaz bir tavırla saçını savurarak. — Bırak gitsin. Biz burada aile arasındayız, yabancı istemiyoruz.
Sekiz yaşındaki Zeynep, annesinin kolunu çekiştirdi: — Anne, babaannem bizi neden içeri almıyor?
Beş yaşındaki Deniz ise hiçbir şey söylemiyor, korkuyla annesinin bacağına sıkıca sarılıyordu.
Irmak elindeki çantaları yavaşça yere bıraktı. İçinde devasa bir öfke dalgası kabarıyordu. Orada bağırıp çağırabilir, kapıyı zorlayabilirdi. Ama çocuklarının titreyen ellerine baktı ve derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı.
— Arabada bekleyin canım, hemen geliyorum.
Tülay Hanım arkasından bağırdı: — Oh, ne güzel! Defolun gidin şimdi!
Irmak çocukları arka koltuğa oturttu, tabletlerinden çizgi filmlerini açtı ve kapıları kilitledi. Zeynep camdan şaşkın gözlerle bakıyordu ama Irmak “her şey yolunda” der gibi gülümsedi.
Ardından telefonunu çıkarıp sitenin güvenlik şefi Serkan Bey’i aradı.
— Serkan Bey, iyi akşamlar. Benim evimde şu an yabancı insanlar var. Mülküme yasadışı şekilde girmişler, agresif davranıyorlar ve ev sahibini, yani beni içeri almıyorlar. Çocuklarım çok korktu. Acilen müdahale etmenizi istiyorum.
— Irmak Hanım, emin misiniz? Aile meselesi gibi görünüyor ama…
— Serkan Bey, evin tek sahibi benim. Kimseye bu gece için giriş izni vermedim. Lütfen olayı kayda alın ve ekibinizle yukarı gelin.
Ama bundan sonra olanlar, içeride kutlama yapan herkesi şoke edecekti…
Güvenlik şefi Serkan Bey ve iki üniformalı görevli, sitenin loş ışıkları altında Irmak’ın yanına geldiğinde hava iyice soğumuştu. Irmak, çocuklarını koruyan bir aslan gibi dik duruyordu ama ellerinin titremesini engellemek için parmaklarını birbirine kenetlemişti. Serkan Bey, yıllardır tanıdığı bu zarif kadının yüzündeki kararlılığı görünce durumun ciddiyetini anladı.
“Irmak Hanım, biz hazırız. Buyurun gidelim,” dedi Serkan Bey.
Birlikte asansöre bindiler. 12. kata çıktıklarında, içeriden gelen o yüksek sesli müzik ve kahkaha sesleri koridora kadar taşıyordu. Irmak, titreyen eliyle zile bastı. Kapıyı bu sefer Ali açtı. Ali, gömleğinin kollarını kıvırmış, elinde bir kadeh, yüzünde ise o sinir bozucu, her şeyi kontrol ettiğini sanan gülümsemesiyle karşısındaydı.
“Irmak, yine mi geldin? Sana gitmeni söyledik, gecemizi mahv…” derken arkadaki güvenlik görevlilerini fark etti. Gülümsemesi yüzünde dondu.
“Neler oluyor burada?” dedi Ali, sesindeki otoriteyi korumaya çalışarak.
Irmak, içeri girmek için bir hamle yapmadı. Sadece soğukkanlılıkla Serkan Bey’e baktı. Serkan Bey, elindeki tableti göstererek konuştu: “Ali Bey, konutun mülkiyet kayıtlarına ve sisteme baktık. Dairenin tek sahibi ve tek yetkilisi Irmak Hanım’dır. Kendisi şu an sizin ve misafirlerinizin burayı terk etmesini istiyor. Aksi takdirde haneye te.ca-vüzden polise haber vermek zorundayız.”
İçerideki müzik aniden kesildi. Tülay Hanım ve üzerinde hâlâ Irmak’ın bej elbisesi olan Pelin kapıya üşüştüler. Pelin, “Ağabey, ne diyor bunlar? Burası senin evin değil mi? Kim kimi atıyor?” diye çemkirdi...
Haberin devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsiniz.
Devamı diğer sayfadadır.