Bugün

Erin Saçını Kestirdi

Yayınlanma: 22 Ocak 2026 - 20:49

Erin Saçını Kestirdi

“Bir dahaki sefere, saygının nasıl bir şey olduğunu hatırla.” Generalin sesi kışla meydanında yankılanırken, herkes başını öne eğmişti. O sabah hava alışılmadık derecede soğuktu, ama meydandaki sessizliğin yarattığı gerilim, soğuğu bile unutturuyordu. Karşısında dimdik duran genç er ise tek kelime etmiyordu. Üniforması düzgündü, duruşu nizami görünüyordu, ancak general için bu yeterli değildi. Ona göre yapılan küçük bir hareket, affedilemez bir saygısızlıktı.
Olay, bir gün önce yapılan törende başlamıştı. Genç er, komutanların bulunduğu sırada başını beklenenden bir an geç çevirmişti. Kimine göre fark edilmeyecek kadar küçük bir detaydı, ancak general bunu açık bir disiplin ihlali olarak değerlendirmişti. Askerî hiyerarşide sembollerin ve ritüellerin ne kadar önemli olduğu herkesçe biliniyordu. General, otoritesinin sorgulandığını düşünmüş ve örnek bir ceza verilmesine karar vermişti.
Ertesi sabah karar açıklandı. Ceza nettir: Erin saçı, herkesin önünde kesilecekti. Bu, askerliğin en eski ve en küçük düşürücü disiplin cezalarından biriydi. Meydanda bulunan askerler sessizdi, kimse göz göze gelmeye cesaret edemiyordu. Genç er ise hiçbir itirazda bulunmadı. Ne sesini yükseltti ne de savunma yapmaya çalıştı. Sadece bir adım öne çıktı ve başını eğdi.
Saç kesimi başladığında, general birkaç adım öteden izliyordu. Sert bakışlarıyla etrafı süzüyor, bu cezanın herkes için bir ders olmasını istiyordu. Makas saç tutamlarını keserken, rüzgârla birlikte birkaç tel yere düştü. Tam o sırada, erin ensesine yakın bir noktada, normalde saçlarla gizlenen küçük bir rozet ortaya çıktı. Metalik bir parlama, generalin dikkatini aniden o noktaya çekti.
General bir anda donakaldı. Yüzündeki ifade saniyeler içinde değişti. Az önce öfkeyle bakan gözler, şimdi şaşkınlıkla açılmıştı. Rozet sıradan bir birlik işareti değildi. Çok az kişinin tanıyabileceği, gizli bir birime ait özel bir semboldü. O rozet, sadece belirli görevleri başarıyla tamamlamış, kimliği gizli tutulan askerlerde bulunurdu. Generalin yüzü bembeyaz oldu.
Saç kesimini durdurdu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. General, eri yanına çağırdı ve alçak bir sesle adını sordu. Gelen cevap, onun içindeki son şüphe kırıntısını da yok etti. Karşısında duran er, yüksek rütbeli bir komutanın oğlu ya da politik bir figür değildi. O, yıllar önce adı gizli tutulan, kritik operasyonlarda görev almış seçkin bir askerin kendisiydi. Kimliği bilerek saklanmış, sıradan bir er gibi kışlaya gönderilmişti.
Bu tür askerlerin amacı açıktı: Birliklerin iç düzenini, disiplini ve gerçek durumu gözlemlemek. Kimseye ayrıcalık tanınmıyor, tam tersine en zor koşullarda görev yapmaları bekleniyordu. General, o an verdiği cezanın sadece bir disiplin uygulaması olmadığını fark etti. Asıl hatası, yargısız infaz yapmış olmasıydı.
Meydandaki sessizlik daha da ağırlaştı. General, kısa bir süre hiçbir şey söylemedi. Ardından, herkesin duyacağı şekilde, beklenmedik bir cümle kurdu. Ceza iptal edildiğini açıkladı ve eri yerine gönderdi. Ancak asıl sarsıcı olan, generalin kendi kendine mırıldandığı sözlerdi. Saygının sadece rütbeyle değil, insanı tanımadan hüküm vermemekle ilgili olduğunu o an anlamıştı.
O gün kışlada konuşulan tek şey bu olay oldu. Genç er görevine sessizce devam etti, kimseye kim olduğunu anlatmadı. General ise bir süre sonra emekliliğini istedi. Bu olay, askerî disiplinin ardındaki görünmeyen gerçekleri hatırlatan bir ders olarak hafızalara kazındı. Çünkü bazen en büyük saygısızlık, karşındaki insanın kim olabileceğini düşünmeden karar vermektir.

2 / 2