Bugün

mezarlığın kapısında

Yayınlanma: 22 Ocak 2026 - 20:41

mezarlığın kapısında

Yaşlı kadın parayı aldı, ona dikkatle baktı ve birden alçak bir sesle sordu:
— Kızına ne söyleyeceksin?
Milyoner donup kaldı, çünkü onun hiç kızı olmamıştı 

Milyoner eşini toprağa vermişti ve mezarlıktan çıkışa doğru yavaşça yürüyordu. Dışarıda yoğun bir kar yağıyordu; sanki doğanın kendisi, onun hayattan çok sevdiği kadını yas tutar gibi ağlıyordu.

Tabut az önce toprağa indirilmişti, o ise hâlâ orada duruyor, soğuğu hissetmiyor ve ıslanmış giysilerini fark etmiyordu. Sanki onunla birlikte bütün hayatı da o toprağın altında kalmıştı.

Etrafında insanlar vardı: iş ortakları, uzak akrabalar, yılda bir kez gördüğü tanıdıklar. Yanına geliyor, elini sıkıyor, ezberlenmiş sözler söylüyorlardı, ama o neredeyse kimseyi duymuyordu. Birçoğunun yalnızca veda etmek için değil, aynı zamanda onu görmek için geldiğini biliyordu — zengin, etkili ve artık yalnız.

İnsanlar azaldığında şoförü sessizce arabanın kapıda beklediğini hatırlattı. Adam başını salladı ve ilerledi. Ayakları ıslak karda batıyor, düşünceleri karışıyor, içinde ise yalnızca boşluk vardı.

O ve eşi çocuk sahibi olmamıştı. Artık evinde tek bir yakın ses bile kalmamıştı.

Tam kapının yanında, eski bir sundurmanın altında yaşlı bir kadın oturuyordu. Kamburlaşmış, koyu renk bir başörtüsüyle, küçük bir tahta taburenin üzerinde. Böyle insanlara mezarlıkların yanında sıkça rastlanır. Dul adam bir an durdu, neredeyse bakmadan cebinden bozuk para çıkardı.

— Eşim için dua edin, — diye sessizce rica etti.

Kadın parayı saymadan aldı, başını kaldırdı ve yüzüne dikkatle baktı. Gözleri açık ve huzursuzdu; sanki söylediğinden daha fazlasını biliyordu. Kısa bir duraklamadan sonra birden sordu:

— Kızına ne söyleyeceksin?

Adam olduğu yerde kaldı. Bu sözler soğuktan bile daha sert çarptı. Çünkü onun hiç kızı olmamıştı 

Adam yavaşça nefes verdi ve yaşlı kadına baktı, sanki yanlış duyduğunu umuyordu. Onun yanıldığını, bunun mümkün olmadığını söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Kadın ona sakin bir şekilde bakıyordu; ne acıma ne de suçlama vardı.

Kadın, yıllar önce bir doğumhanede hemşire olarak çalıştığını söyledi. Eşini çok iyi hatırlıyordu. Gece gelmişti, neredeyse hiçbir eşyası yoktu, korkmuş ve çok yalnızdı.

Daha en başından, kocasının hiçbir şey bilmemesini istemişti. Onun iş için yaşadığını, vakti olmadığını ve bir çocuğun alışılmış hayatını mahvedeceğini söylüyordu.

Kız sağlıklı doğmuştu. Küçük, sessiz, koyu saçlıydı. Anne onu yalnızca birkaç saat kucağında tuttu, sonra uzun süre ağladı ve bunu herkesin iyiliği için yaptığını tekrarladı. Birkaç gün sonra çocuk evlatlık verildi. 

Yaşlı kadın, daha sonra eşini birçok kez gördüğünü söyledi. Geliyor, kızın hayatta olup olmadığını, nasıl olduğunu, bir aile bulup bulmadığını soruyordu.

Hiçbir zaman çocuğun geri verilmesini istemedi; sadece onun iyi olduğunu bilmek istiyordu. Ve her seferinde sessizce gidiyordu.

Adam kıpırdamadan duruyordu. Başının içinde uğultu vardı. Eşinin bazen sokaktaki çocuklara nasıl baktığını, konuşma aileye geldiğinde konuyu nasıl aniden değiştirdiğini, geceleri uzun süre uyuyamadığını hatırladı. O zamanlar buna önem vermemişti.

Sessizce kızın şimdi hayatta olup olmadığını sordu.

Yaşlı kadın başını salladı ve evet dedi. Kız sıradan bir aile tarafından evlat edinilmişti. Büyüdü, eğitim aldı ve sade bir hayat sürüyor. Gerçek ebeveynlerinin kim olduğunu bilmiyor ve onları hiç aramadı. Ama o var. Ve hayatta.

2 / 2