10 yaşındaki oğlum Berk’in okula gidip bir daha geri dönmediği gün hayatım ikiye bölündü. O sabah onu her zamanki gibi uğurlamıştım. Çantasını sırtına geçirirken dönüp “Akşam köfte yapar mısın?” diye sormuştu. Gülerek “Tabii ki,” demiştim. Ama o akşam ne kapı açıldı ne de Berk eve döndü. İlk gün bekledik. İkinci gün umut ettik. Sonra günler haftalara, haftalar yıllara dönüştü.
Polisler geldi, aramalar yapıldı, ilanlar bastırıldı. Türkiye’nin dört bir yanına gittik. Hiçbir iz yoktu. Herkes zamanla kabullendi… ama ben kabullenemedim. İçimde bir yerde, Berk’in hâlâ yaşadığına dair sarsılmaz bir his vardı. Eşim yıllar içinde yoruldu. “Belki de artık bırakmalıyız,” dediği çok oldu. Ama ben bırakmadım. Çünkü her gece rüyamda bana bakıyordu. Sessizce… sanki beni bulmamı bekliyordu.
Aradan 15 yıl geçti. Bir gece uykum kaçtı. Telefonda amaçsızca gezinirken bir TikTok canlı yayınına denk geldim. Yayındaki genç adamı gördüğüm anda kalbim hızla atmaya başladı. Yüz hatları… bakışları… o kadar tanıdıktı ki. Sanki Berk büyümüş, karşımda duruyordu.
Genç adam gülerek konuşuyordu: “Son zamanlarda rüyamda sürekli aynı kadını görüyorum. Kim olduğunu bilmiyorum ama çizmek istedim.” Elindeki kağıdı kameraya tuttu.
O an dünya durdu.
Hikayenin devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsiniz.
Devamı diğer sayfadadır.