"Büyükannen bir melek olabilirdi Leyla, ama asla saf bir kadın değildi," diye devam etti Güzin Hanım. Sesi mikrofon aracılığıyla tüm salonun kalbine işliyordu. "Tuğçe’nin sana olan o haksız ve nedensiz nefretini, o kolyeyi bu gece huzurla takmana asla izin vermeyeceğini çok iyi biliyordu. Hastalandığında, o incilere zarar geleceğinden o kadar emindi ki, evinizin salonuna o gizli kamerayı bizzat benim yerleştirmemi rica etti." Gözlerim dolmuştu. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken sadece dinleyebiliyordum. Beni ölüm döşeğindeyken bile koruyan o muazzam sevgiyi iliklerime kadar hissediyordum. "O sabah parçalanan ve şu an Tuğçe’nin büyük bir zafer kazandığını sanarak geride bıraktığı o inciler..." Güzin Hanım duraksadı, salondaki sessizliğin iyice derinleşmesini bekledi. "Onlar sadece kusursuz birer cam taklidiydi. Büyükannen, Tuğçe’nin o karanlık hevesini kursağında bırakmak ve onun gerçek yüzünü kendi elleriyle herkese göstermesini sağlamak için onları bir yem olarak kullandı." Bu sözlerin ardından salonda büyük bir uğultu koptu. Tuğçe daha fazla dayanamadı. Gözyaşları ve utanç içinde, o binlerce liralık pahalı elbisesinin eteklerini toplayarak sahneden indi ve ağlayarak balo salonunun kapılarından dışarı, karanlık geceye doğru kaçtı... >>>
Devamı diğer sayfadadır.