Karanlık bir sokaktan geçerken, üzerimdeki ağır yorgunlukla birlikte hafif bir açlık hissi belirdi. İçeriye adımımı attığımda, restoranın sıcak aydınlatması ve içten kokuları, kaybolmuş hissettiğim anlarda bile içimi ısıttı. Ama benim amacım, bu mutlu ortamda yemek sipariş etmek değil, masalarda kalan artıkları bulmaktı. İnsanların yemekleriyle paylaştıkları anların izlerini aramak, bana hem bir sadakat hem de belirsiz bir umut sunuyordu. Hemen yanındaki masalarda, bir zamanlar hayat dolu olan tabakların geride bıraktığı tortulara göz ucuyla baktım. Her bir parça, geçmişin bir hatırası gibiydi, kaybolmuş hikâyeleri anlatıyordu. Sanki, bu yemek artıkları, bir zamanlar mutluluğun, dostluğun ve paylaşılan anların sembolleriydi ve ben onları keşfetmeye kararlıydım. Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz...