Ancak zamanla, bu artıklara olan ilgim, derin bir şeylere evrildi. Her lokma, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyordu. Etrafımda insanların gülüşleri, sevinçleri ve zaman zaman hüzünleri yankılanırken, ben bu görünmeyen hikâyelerin bir parçası haline geldim. Restoranın tıka basa dolu masalarında, hayatın döngüsünü ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını bir kez daha gözlemledim. Belki de hayatta en önemli olan şey, paylaşılan anlar ve geride bıraktığımız izlerdi. Artık, bu küçük parçalar bile büyük bir anlam taşıyor gibiydi; bir tür yaşam mücadelesi, kaynaşma ve dayanışmanın ifadesiydi. Sonuçta, her bir tabakta saklı olan hikâyeler, yalnızca yemeğin değil, insan olmanın özüdür. Bazen en karanlık anlarda bile, umudun ve insanlığın ışığını bulmak mümkündür.